27 Ocak 2014 Pazartesi

Anlatamiyorum

Bazen, elim telefona gidiyor, seni aramak, sesini duymak istiyorum..
Yoklugunda olup bitenleri uzun uzun anlatmak geliyor icimden..
Neler oldu neler bir bilsen, ne cok mutluluk ne cok huzun, korku, heyecan gecti gitti omrumden..

Bazen dusunuyorum, sen olsan soyle olurdu, boyle yapardik, sen suna kizardin, ben susardim.. Kimbilir..
Sonra diyorum ki, yoktun ki nerden bilebilirsin.. 
Bilsen baska olurdu, eminim..
Belki iyi belki kotu, ama olsun derdim..
Elim telefona gidiyor, arasam diyorum..
Arayip uzun uzun anlatayim, sevincleri uzuntuleri paylasalim..
Bir ses duyuyorum,
Uyaniyorum..
Sen öldün bir soguk Ocak aksaminda,
 Ve Ölüler telefonda konusamaz ki..

23 Ocak 2014 Perşembe

Güven

Güvenmek aylarını alır, yıkmaksa birkaç dakikanı..

Hayat her gün ayrı bir süprizle gelirken, değişmeyen şey sadece aileye güven.
Bir onlar yanıltmıyor, bir de dostlar, aileden sayılan, kardeş denilen..
Geriye kalanlara bakıyorsun, insanlar hala pervasız, hala zalim.
Acımasızca eleştirmeye meyilli, silah gibi kuşandıkları kelimeleri ise saldırgan..
Bense her daim balık hafızasıyla ders alamayan.
Bu kadar çabuk unutamadığım bir hayat dileğim var, fil hafızası dedikleri şeyi istiyorum.
Misal, kırılıp alınıp, üç gün sonra neye kırıldığımı unutmamak istiyorum.
Ders almak istiyorum hayattan, unutmayarak.
Ve acımasız olmak istiyorum, çoğu zaman...
Kelimelerimi düşünmeden kullanmak, hoyratça kırmak istiyorum mesela.
Neden bir ben oluyorum kırılan?
Şu hayata bir daha gelmek istiyorum bazen, yeniden doğduğumda bencil olmak için.
Sadece kendimi düşünsem nasıl olurdu hayatım görmek istiyorum.

Ve ben;  kırılmadığım, umursamadığım bir hayat yaşamayı görmek, bencil olmayı öğrenmek istiyorum.

13 Ocak 2014 Pazartesi

İstanbulda turist olmak

 
 
Pazar günümü turist olmaya ayırdım. Vapurla Karaköye geçmek aynı ama turist gözüyle vapura binmek farklıydı.
 
Neden bu insanlar bu kadar aceleci? Bugün Pazar değil mi? Kimse işe gitmiyor ki dedirten cinsten aceleci!
 
Karaköy Namlıda bu kadar sıra beklenecek ne vardı? Kapıda 20 kişi, içerde sinema salonu mu var acaba sorusunu akla getirdi. Sahi ya bu kadar sıra anca sanatsal aktiviteler için beklenirdi.
 
Kahvaltı için ara sokak lezzetlerinden OPS seçildi. Karaköyde turist olmak lezzette kaybolmak porsiyon büyüklüklerine şaşırmak demekti. Bu Türkler her Sabah bu kadar çok şey yemeye vakit bulabliyor olabilir mi? Kruvazan ve kahve neden yeterli gelmiyor ki?
 
Galata ya yürürken sokakta soru soracak kimseyi görememek herkes arabalara doluşmuş trafik yaratmış toplu taşımayı neden kullanmıyorlar soramamak demekti.
 
Sonrası mı?
 
Kalabalık İstiklal, nereye yürüdüğü belli olmayan insanlar, Galatasaray Lisesi önünde şarkı söyleyen çocuklar, köşebaşında bekleyen kalabalık polis grubu.
 
Turist olarak güzelsin İstanbul, her sokak arasında farklı süprizlerle dolu...

4 Ocak 2014 Cumartesi

Mili mini isyan :)

Spora gidecek enerji istiyorum!
İsyan ediyorum artık :)
2014 sporla geçsin istiyorum
Enerji istiyorum.
Kafa yorgunluğumu atmak istiyorum mesela!

Yapılacaklar listem 3 maddeyi geçmesin istiyorum :)

Pazartesi sabah motive uyanıp, koşa koşa sporla güne başlamak istiyorum. :)

Olmaz mı? =)

Mili mini isyanını başlatıyorum!

Budur :)

1 Ocak 2014 Çarşamba

2014 Hoşgeldin

Hoşgeldin 2014, ben dün, 2013le iyisiyle kötüsüyle vedalaşırken, sana borçlu muyum dediğinde üstü kalsın , boşver derken, omuzlarımdaki yükü ona hediye ederken önce bu yazı çıkıverdi karşıma..
 
 
Bu yılınızı iyi geçirdiniz mi?
Sağlıklı olduğunuz için hiç sevindiniz mi?
Bu yıl hiç gün ışığı ile
uyandınız mı?
Kaç kez güneşin doğuşunu izlediniz?
Bir neden yokken kaç kişiye hediye aldınız?
Kaç sabah yolda bir kediyi okşadınız?
Bu yıl yeni doğmuş bir bebek parmağınızı sıkıca tuttu mu hiç?
Ve siz onu hiç kokladınız mı?
Yaz gecelerinde ne çok yıldız olduğuna hiç şaşırdınız mı?...

Kendinize bu yıl kaç oyuncak aldınız?
Kaç kez gözlerinizden yaş gelinceye kadar güldünüz?
Yaşlı bir ağaca sarıldınız mı bu yıl?
Çimlere uzandığınız oldu mu?
Çocukluğunuzdan kalan bir şarkıyı söylediniz mi hiç?
Hiç suda taş kaydırdınız mı bu yıl?
Kaç kez kuşlara yem attınız?
Bir çiçeği dalındayken kokladınız mı?
Bu yıl kaç kez gökkuşağı gördünüz?
Ya da hediye alan bir
çocuğun gözlerindeki ışığı?
Kaç kez mektup aldınız bu yıl?
Eski bir dostunuzu aradınız mı hiç?
Kimseyle barıştınız mı bu yıl?
Aslında mutlu olduğunuzu kaç kez fark ettiniz bu yıl?
İyi bir yılın, bunlar gibi birçok “küçük şeye”e bağlı olduğunu hiç düşündünüz mü bu yıl?
Yayılın çimenlerin üzerine...
Acele edin...
Er veya geç...
Çimenler yayılacak üzerinize...
 
 
Mutluluklarımı düşünüp, küçük anlarıma gülümseyiverdim.
Ne çok iyi ki dedim, ne çok hep olsun istedim.
Mutlu olduğuma şükrettim.
Sonra ise bu yazı geldi çok sevdiğim bir dosttan, gülümsedim. Ben hayatı hiç ertelemedim. Keşkeleri hiç biriktirmedim.
İçimden geçeni iyi/kötü söyledim, hiç kimseye haksız yere sırtımı dönmedim.
Yazıyı okur okumaz, atıverdim.
 
Size de tavsiye ederim :)



Yazmayan kalemleri,sayfası bitmiş defterleri,kulpu kırık fincanları,zayıflayınca giyerim kotunu, son 5 aydır giymediğiniz kıyafetleri.
Arka balkona tıkıştırdığınız, bir gün yüzünü yenilerim pırıl pırıl olur dediğiniz o sandalyeyi.
Dibi kararmış tencereyi.Taşındığınız hangi evden kaldığı,
hangi kapıyı açtığı artık meçhul olan o anahtarları.
Sırf genç ve güzel çıkmışsınız diye yanınızda o ...hiç sevmediğiniz tiple
poz verdiğiniz fotoğrafı.
Çekmecenin dibindeki müzik kasetlerini
(kaset mi kaldı allah aşkına)
Atın.
Bir ferahlayın ,
Şimdi ihtimalleri atın.
‘Olacaktı, son anda olmadı’ları atın, olmamış işte.
Takılıp kaldığınız o günü.
Düşünüp durduğunuz o lafı.
Atın.
Küstüğünüz için uzun zamandır görmediklerinizin aklınızda kalan son görüntüsünü.
Alındıklarınızın, gücendiklerinizin hiç umurunda olmayan o ‘olayı’
Atın.
O hiç beceremediğiniz yemeğin tarifini
Kestiğiniz eski gazete küpürünü
İçinizi kemiren o ukteyi
Atın.
Zamanı gelince yiyeceğiniz soğuk intikam yemeğini de dökün. Soğuk yemeğin hiç tadı olmaz, dışarıdan bir döner söyleyin daha iyi.
Buzdolabının üzerindeki diyet listesini (faturaların altında duruyor)
Depodaki koşu bandını.
Atın.
Cevabı olmayan soruları
Kaçırdığınız fırsatları
Atıldığınız işleri
Beceremediğiniz ilişkileri
Kişisel gelişim kitaplarını
Atın.
Arkanızdan konuşanları.
Önünüzü kapayanları.
Alamadığınız terfiyi
Oturamadığınız evi
‘Şimdiki aklım olsa’ları
Aldığınız en kötü karneyi.
Hatta en iyi karneyi.
Çalışmayan saatleri.
İşe yaramayan fikirleri.
Kaçan trenleri.
Zamansız yaşlandıran dertleri.
‘O gün’ olanları.
Halının altına süpürdüklerinizi.
Dolabın dibine iteklediklerinizi atın.
Yarın yeni bir yıl, bakın güneş daha güzel doğacak...
 
 
Mutlu Yıllar,
 
Sevgiler
Mili.